www.mardinnethaber.com
Lütfü GÜNLÜOĞLU
e-posta : emniyet@hotmail.com
Ekleme tarihi :04.04.2018
Kategori :
Okunma sayısı :263
SİYASET; İDARE ETME SANATIDIR-2

Aynı konu ile ilgili bir önceki yazımda siyasetin hangi amaçlar için yapıldığını, siyaset ile bürokrasinin farklı şeyler olduğunu, Müslüman’ın imkânlar ölçüsünde siyasette yer alması gerektiğini anlatmıştım. Bugün de önemine binaen siyasetten edindiğim deneyimleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Umarım faydalı olacaktır.

Siyaset, Arapça bir kelime olup, Sin, Ye, Se harflerinden oluşmaktadır. Türkçede kullandığımız ve at bakıcısı anlamına gelen seyis kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Kısacası; seyis atları idare etmekte, siyasetçi de devleti idare etmektedir. Her ikisi de idarecidirler.  

Siyaset bugün bazı insanlar için bir meslek haline gelmiş, sürekli içinde olmuşlardır. Bu insanlar için siyaset bir bağımlılık halini almıştır. Bu kesimlere göre siyasetsiz hayat olmaz, siyaset onun için hayatın bir parçasıdır. Pek de haksız sayılmazlar, çünkü siyaset yazımın başlığında görüldüğü gibi “siyaset idare etme sanatıdır, mesleğidir” Kolay bir iş değildir ve çok ulvi bir görevdir. Özellikle de ülkesini, milletini, içinde yaşadığı toplumu seven cesur ve basiretli insanlar için siyaset ‘olmazsa olmazlardandır’,  vazgeçilmezdir. Burada bilinmesi gereken en önemli şey; siyasetin ne için yapıldığıdır, hangi amaç için yapıldığıdır. Ben bu yaşa gelene kadar gerek Mardin ilimizde gerekse yaşadığımız bölgede, gerekse ülkemizde siyaset genel hatlarıyla ya bir çıkar için yapılır, ya gösteriş için; insanlar makamı görsünler, ‘başkanım’ desinler diye yapılır, yâda bir dava, bir amaç, bir hedef için yapılır. Tabii ki, bunların dışında da ufak tefek siyaset yapma sebeplerini saymak mümkündür, ancak genel çerçeve budur. Biz, bu nedenler arasında siyasetin ulvi bir nedenle, ülkenin yüksek menfaatleri ve değerleri için yapılmasından yanayız.  Bu gerçeği bilmeyen yok gibi. , sonuçlarına katlanması gerekir. Ne acıdır ki, sık sık bu örnekleri yaşıyor ve görüyoruz. Dürüstlüğü kendisine prensip edinmiş bir kısım siyasetçiler bunun çilesini, sıkıntısını ve zorluğunu çekmişlerdir. Kolay değil, kurtlar sofrasında dobra dobra tavırlar sergilemek. Ama ne olursa olsun uhrevi sorumluluğumuz açısından her zaman Müslüman’ın dürüst bir siyaset izlemesi tercihe şayandır, erdemliktir. 

Siyaseti oluşturan iki temel unsur var; seçmenler ve seçilenler. Biri seçiyor, öbürü seçiliyor. Bu noktada her iki tarafın hem Allah katında, hem de kullar nezdinde büyük sorumlulukları vardır. He iki taraf da görevlerini dikkatle, sorumluluk bilinci içinde yapmalıdırlar. Aksi halde toplum olarak çok zarar görürüz. Seçmen kitlesi siyasetçilere, seçilenlere göre daha çoktur, mesuliyeti de büyüktür. Yanlış yaptığı zaman, yani oyunu bilerek yanlış yere verdiği zaman üç yerde zülüm suçunu işlemiş olur:  

                1-Kendisine tevdi edilen emanete zulmetmiş olur. Çünkü her makam bir emanettir, ehline verilmelidir. Bu tercih,  siyasi bir seçim olabileceği gibi, bir meslek odası seçimi de olabilir. Her iki halde de seçmen oyunu kullanarak topluma hizmet edecek birini o makama getirecektir. 

                2- Hak etmediği halde oyunu verdiği liyakatsiz ve ehliyetsiz kimselere zulmetmiş olur. Çünkü bu kişiler seçildiklerinde görevlerini istenilen şekilde yapamayacak, kendilerine de haksızlık etmiş olacaklar.   

                3- Hak ettiği halde oyunu esirgediği, vermediği ehliyetli ve liyakatli kimselere de zulmetmiş, haksızlık yapmış olur. Ve en önemlisi kendi ülkesine zulmetmiş, haksızlık etmiş olur. Bu da büyük bir vebaldir, altından kalkılması zordur. Hesabı kolay kolay verilemez. Ne var ki, yaşadığımız bu ülkede oy vermede hassasiyet gösterebilen, oyunun kıymetini bilen ve yerinde kullanan seçmen sayısı oldukça düşüktür. Bu da ayrı bir tartışma konusudur, çok su götürür bir meseledir.

                İKTİDAR OLMAK YETERLİ DEĞİL, ÖNEMLİ OLAN MUKTEDİR OLMAKTIR

                Sevgili okurlarıma ve özellikle genç okurlarıma bir hususu daha hatırlatarak yazımı bitireceğim.

                Üzülerek ifade etmek isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günden beri siyasetin önündeki en önemli engeller; askeri ve bürokratik vesayet olmuştur. Daha açık ifade ile silahlı ve silahsız kuvvetler her zaman siyasetin üzerinde yer almıştır. Daha birkaç yıl öncesine kadar durum böyle idi. Dönemin Başbakanı, şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu acı itirafı şu cümle ile özetlemiştir; biz iktidar olduk, ama hala muktedir olamadık. Bu cümle her şeyi net ve hazin bir şekilde özetliyordu.  Tek başına iktidar olmak yetmiyordu. Asker ve bürokratlar elini siyasetten çekmeliydi. Siyasete ayar vermekten vazgeçmeliydi. Ne var ki, Cumhuriyet kurulduğu günden beri bu vesayet rejimi devam ediyordu, kimsenin bu geleneği bozmaya, değiştirmeye gücü ve cesareti yoktu.  Türkiye Cumhuriyeti tarihine göz attığımızda askeri ve sivil bürokrasinin acımasız etkileri açıkça görülecektir. Son yüzyılın tarihi ibret verici olaylarla dolup taşmaktadır. Sadece iki örnek vererek gerisini sizlere bırakacağım:

  • Aralarında dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül ve Genel Kurmay ikinci Başkanı Çevik Bir’in de bulunduğu toplantıda, Çevik Bir Paşa, Abdullah Gül’ün gözlerinin içine baka baka , “ben ve arkadaşlarım mevcut hükümete karşı mücadele edeceğiz” cümlesini kuruyordu. (Yıl 1997, Yer Amerika) Ne toplantı esnasında, ne toplantı sonrasında bir Allah’ın kulu çıkıp bu adama haddini bildiremiyor, çünkü iktidar hala muktedir değildi.
  • Tarih:1997, Yer: Kütahya. Kütahya Belediye Başkanı resmi bir tören için eşi ile birlikte davet edilir. (Eşi protokolde olmamasına rağmen) Belediye Başkanı eşini başörtülü olduğundan ve törene alınmayacağını bildiği için götürmüyor. Durumu fark eden dönemin yetkili komutanı, Belediye Başkanı’nın yanında eşinin olmadığını görünce tören alanına almadı, mani oldu. Burada amaç; Belediye Başkanı’nın başörtülü eşini zora sokmaktı. Örtülü olarak gelseydi zaten törene alınmayacaktı. Başkan, komutandan şikâyetçi olmadı, çünkü bir sonuç alamayacağını iyi biliyordu.   

 

                     Bu acı örnekleri özellikle yaşları 35 ve 40’ın üzerinde olanlar çok iyi hatırlarlar. Gençlere de o günleri araştırmalarını, okumalarını ve ibret almalarını tavsiye ediyoruz. Geçmişlerini iyi bilirlerse, geleceklerini daha iyi inşa edecekler.

                     Başka bir mevzuda tekrar buluşuncaya dek hoşça kalın, esen kalın…

Bu haber için henüz yorum yapılmamış..
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.Yazılı izin olmadan ve kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Mardinnethaber.com