www.mardinnethaber.com
SİYASET; ÜLKEYİ İDARE ETME SANATIDIR-1
17.03.2018 04:54 Mardin Nethaber

Ticaretin, tıbbın, eğitimin olduğu gibi, siyasetin de mutlaka ahlakı vardır, olmalıdır. Maalesef birçok meslek dalında olduğu gibi siyasetin de ahlakı tartışılır hale gelmiştir. Bana göre siyasi ahlak yâda ahlaki siyaset; siyasetle uğraşan kişinin, kendi menfaatlerinden, parti çıkarlarından öte,  ülke ve toplum menfaatlerini öne çıkarmasıdır. Bu durum ideal olandır, olması gerekendir. Ne hazindir ki, bu erdemli siyaseti sahada görmek biraz zor, neredeyse imkânsız. 

Günümüzde siyaset öyle bir ateşten gömlek ki,  dosta tavsiye edilmez, düşmana da bırakılmayacak kadar da öneme sahiptir. Ama siz siyaseti hayırlı bir yarış alanı olarak görürseniz-ki öyledir-mutlaka içinde yer almalısınız. Yok, eğer ‘bana ne, bu işi başkası yapsın, ben yapmam’ derseniz bu yarış alanını bilerek ehil olmayan kimselere bırakırsınız ki Allah korusun bu da büyük bir vebaldir.

Rahmetli Erbakan Müslümanlar açısından siyasetin önemini şöyle anlatır: “Müslümanlar siyaseti önemsemez ise, onları da önemsemeyen idareciler yönetir” Bunun içindir ki, Müslüman kendi idarecisini kendisi seçmeli, siyasetle ilgilenmeli, tamamen içinde olmalıdır. Aksi halde kötü bir yönetimin iş başına gelmesine neden olur.

Hepimiz bu yörenin insanı olarak biliriz ki, çok önceleri siyaset denince akla iyi şeyler gelmiyordu. Siyaset şeytan işi, siyaset üçkâğıtçılık, siyaset uzak durulması gereken bir alan olarak algılanıyordu. Çünkü siyasetle uğraşanların büyük bir bölümü maalesef siyaseti kendi çıkarları için yapardı. Toplumun menfaati, ülkenin manevi değerleri için siyaset yapanların sayısı yok denecek kadar azdı. Bu kesimler için siyaset büyük bir risk alanı idi. Ateşten gömlek gibiydi. Şu tarihi anekdot durumu özetler mahiyettedir. Rahmetli Adnan Menderes’in idamından sonra CHP’li birkaç vekil memleketin kırsalında bir seyahate çıkar, yol üzerinde gördükleri bir köylüye sorarlar, ‘Menderes’i nasıl bilirdiniz?’ Köylünün cevabı gerçekten ilginç, ‘Valla, ne bileyim bey, rahmetli iyiydi de keşke siyasete girmeseydi.’ daha açık bir ifade ile siyasetin ne kadar büyük bir risk olduğunu özetleyen veciz bir ifade.

Sevgili okurlar, sanıyorum ki, çoğunuz şahsımı tanırsınız, nasıl bir karaktere sahip olduğumu bilirsiniz. Bu bölgenin bir ferdi olarak hiçbir zaman, hayatım boyunca bilerek şahsi menfaatlerimi, toplumun ulvi değerlerinin, çıkarlarının önüne çıkarmadım. Çok değil, yaklaşık 20 yıl öncesine kadar siyaseti teorik olarak okur ve bilirdim. Memuriyet hayatım da bunu gerektiriyordu. Ak Parti kurulduktan sonra şimdiki İl Başkanı Sayın Nihat ERİ’nin teklifiyle bilfiil siyasete girdim ve hala da içindeyim. Uzun tecrübelerden sonra vardığım netice ve anlatmak istediğim şudur; siyasetin pratik ve teorisi çok farklıdır, bunu yaşamadan anlamak çok zor, neredeyse imkânsız.  Uygulamalı olarak siyasetin içine girmedikçe hangisi ahlaklı, hangisi ahlaksız anlamak çok zor. Siyasetin içinde kalarak birçok insan karakterini tanımak mümkündür. Doğaldır ki, siyasetin hem teorik, hem pratiği herkese nasip olmuyor. Allah’a şükür ben, her iki hali de yaşadım, nasıl bir iş olduğunu okuyarak, anlayarak ve yaşayarak bu güne kadar geldim. Bu safhada da anlatacak çok ibretlik hikâyelerim var, ama yeri burası değil. (daha fazlasını merak eden okurum olursa, ayrıca bir çay sohbetinde bulunabilirim) Makalenin uzamasından çekindiğim için kısa ve hızlı geçmek zorundayım.

Bu fasılda şunu da belirtmekte yarar var; siyasetin içine girdikten sonra insanların (tabii ki bir kısmını tenzih ediyorum) gerçek yüzlerini görme imkânı buldum, bu da bana harika bir hayat tecrübesi kazandırdı. Kimin siyaseti komisyon  (çıkar)  için yaptığını, kimin vizyon (gösteriş) için yaptığını, kimin de gerçekten misyon (amaç)  için yaptığını açık bir şekilde görme fırsatını buldum, bu da hayatıma önemli katkılar sağladı.

BÜROKRATİK VE ASKERİ VESAYET ÜLKEYİ ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNE GETİRDİ

Siyasetin teorik ve pratiğinin çok farklı olduğunu şu ibret verici siyasi olay özetler mahiyettedir: “Dönemin başbakanı Ecevit Milli Güvenlik Kurulu toplantısından çıkınca Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e olan sitemini şu kelimelerle ifade ediyor, ‘Sayın cumhurbaşkanı kendisini hala Anayasa Mahkemesi’nde zannediyor.’  Gerçekten de bana göre ilginç bir çıkıştı o tarihlerde. Bana da çok şey öğretti. Bu cümleyi beynimin demirbaş defterine kaydettim. Çünkü ben de 25 yılı aşkın bir memuriyet tecrübesinden geliyordum. Dönemin cumhurbaşkanı Sezer, uzun bir dönem hem Anayasa Mahkemesi’nde, hem de devletin birçok kademesinde memurluk/bürokratlık yapmış bir isimdi.  Siyaseti bir başka algılıyordu, cumhurbaşkanı oluncaya kadar siyasetin içine fiili olarak girmemişti. Ortada bir gerçek vardı, bir anda hem bürokrat, hem de siyasetçi olunamıyordu. Bir tarafta yılların tecrübeli siyasetçisi Ecevit, öbür tarafta yıllarını bürokraside geçirmiş, siyasi deneyimi olmayan bir cumhurbaşkanı vardı. İkili bu şekilde ülkeyi idare etmek zorundaydı. Çünkü siyaset aynı zamanda bir risk alma, yönetme makamıdır.  Oysaki bürokratın memleket idaresinde siyasetçi kadar sorumluluğu da, deneyimi de yoktu. İşte siyasetçi ile bürokrat arasındaki fark burada ortaya çıkıyordu, çünkü siyasi çözümler her zaman bürokrasiden rahat geçemiyordu. Çoğu zaman bürokrasinin vesayet engeline takılıyordu. Cumhurbaşkanı Sezer’in kendisini hala Anayasa Mahkemesi’nde zannetmesi siyasi mekanizmayı gerçekten zor durumda bırakabiliyordu.  İçerde konuşulan meselenin ne olduğu önemli değil, meselenin mahiyeti önemliydi. Çok açık bir şekilde söylemek gerekirse, siyasi meseleler her zaman hukuki bir zeminde çözülemiyordu, insiyatif siyasette olmalıydı.  Ve maalesef Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri bu hadiseler hep tekrarlanmış, bürokrasi ve askeri vesayet ile siyasiler arasında süregelen çekişmeler sonucu, acı reçete her zaman olduğu gibi yine vatandaşa çıkmıştır. Buna en çarpıcı örnek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı A.N.Sezer’in Başbakan Ecevit’e fırlattığı Anayasa kitapçığı ve ortaya çıkan milyarlarca dolar zarar ve ekonominin çöküşü.  2001 yılında bu acıyı hep birlikte yaşadık, ülkenin ne hale geldiğini hepimiz gördük. Bürokrasi ile siyaset arasında bir kan uyuşmazlığı olduğu bir daha net bire şekilde ortaya çıkmıştı. ‘Allah bir daha bu ülkeye o günleri göstermesin.’

Başka bir yazıda aynı konuya devam etmek üzere şimdilik hoşça kalın, esen kalın.

 

Bu haber için henüz yorum yapılmamış..
Önemli Linkler
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.Yazılı izin olmadan ve kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Mardinnethaber.com